|
|
|
Son günlerde basınımız Türkiye’de kırmızı et fiyatlarının 16 USD ile açık ara dünya birincisi olduğunu gündeme taşımıştır. Bence konunun tartışılması ve çözüm aranması acısından çok yararlı olmuştur. İkinci sırada yer alan Almanya’da 7 USD; Brezilya, Arjantin, Yeni Zelanda gibi ülkelerde 2 USD`dir. Kırmızı et fiyatları çok yüksektir, vatandaşlarımızın çoğu yeterince et tüketememektedir. Sorunun temel nedeni talebi karşılayacak düzeyde kırmızı et üretemeyişimizdir. Bu sorun son 60 yılda yaptığımız hataların birikimi sonucudur. Bu sürenin ilk 30 yılında (1950-1980) yapılan en önemli hata meraların sürülerek tarlaya dönüştürülmesi; ikinci 30 yılda (1980-2010) küreselleşmenin olumsuz etkilerinden hayvancılığın zarar görmesi, güvenlik sorunları, kırsal alanlardan kentlere göç vb. çok sayıda olgu bizi buraya getiren nedenlerdir. Uzun sürede biriken sorunların kabul edilebilir bir sürede çözümlenmesi için ana hatlarıyla aşağıda belirtilenlere gereksinme vardır. İyi hazırlanmış Hayvancılığı Geliştirme Planı ve ayrıntılı projelere; Akılcı, birleştirici ve kararlı siyasi iradelere; Birikimli, azimli ve fedakâr teknik kadrolara; Bugüne kadar sorun çözmede kendini kanıtlamış entegre projelerde liderlik yapabilecek yılmaz akademisyenlere; Başarılı ve mutlu olacağına inanan yetiştiricilere ve besicilere; Paraya; Zamana. Zamanı, parayı kullanacak olan insandır. Doğru kullanırsa başarı; yanlış kullanırsa başarısızlık kaçınılmazdır. Yani kilit olan kadrolardır. Adam kayırmalar ve siyasi kadrolaşmalar, işe göre adam ve liyakatli kadro oluşturmaktan uzaklaştırır. İç denetimin işlemediği hastalıklı bir yapıya yol açabilir. Zor sorunları ancak sağlıklı yapılanmalarla çözebiliriz. Bunu hiçbir zaman unutmayalım. Geçici çözümleri gerçek çözümlermiş gibi sunup çıkar sağlamak isteyen odakların bastırması ile hareket edilirse, geçici rahatlamalar sağlanabilir. Ancak bu önlemler bittiğinde yaranın daha da derinleştiği, çözümün daha da zorlaştığı gerçeği ile karşı karşıya kalınacaktır. Üretimin artırılması, kalitenin yükseltilmesi ve maliyetlerin azaltılması için projeler hazırlanmalı ve uygulanmalıdır. Üretimin temeli olan yetiştiriciler ve besiciler yeterli ve istikrarlı bir gelire kavuşturularak üretimin sürdürülebilirliği garanti edilmelidir. Yetiştirici ve besiciler desteklenmeli, bunun iyileşmeye etkisi izlenmelidir. Fırsatçılığa izin verilmemelidir. ÜRETİMİN ARTIRILMASI Arz-talep dengesi bozulmuştur. Türkiye nüfus artışına paralel olarak kırmızı et üretimini artıramamıştır. Hatta üretim oldukça gerilemiştir. Fiyatların makul bir düzeye çekilebilmesi için üretimin artırılması gereklidir. Toplam üretim gerilerken, nüfus artışı sürdüğü için kişi başına düşen miktar daha hızlı düşmüştür. Son 30 yılda sığır sayısı 15 milyon baştan 10 milyona, koyun sayısı 48 milyon baştan 22 milyona, Keçi sayısı 21 milyon baştan 5 milyona, Manda sayısı 1.5 milyon baştan 80 bine, Ankara keçisi 1.5 milyon baştan 150 bine gerilemiştir. Bu süre içerisinde toplamda 50 milyon baş damızlığın da kesildiği anlaşılmaktadır. Bugüne kadar normal kırmızı et üretimine, damızlık kesimlerinden gelen et eklendiğinden üretimin hızla düşmekte olduğu piyasada kendini yeterince hissettirememiş olabilir. Damızlık sayılarındaki azalmanın sürmesi halinde kırmızı et üretimi ve fiyatlarında çok ciddi sıkıntılar yaşanacaktır. Bu nedenle damızlık sığır, damızlık koyun ve damızlık keçi sayılarının artışı özendirilmelidir. Beş yıl içerisinde alınacak tutarlı ve kararlı önlemlerle damızlık sayıları yılda ortalama %5 artırılabilir ve hayvan başına döl verimleri ve karkas ağırlıkları artırılabilirse aşağıda belirtilen sonuçlara fazla zorlanmadan ulaşılabileceği kanısındayım. Beş yıl sonra; Sığır sayısı 2 milyon artacağından 80 000 ton ilave et üretimi, Kültür ırkı ve melezlerinin oranı artacağından 40 000 ton ilave et üretimi, Karadeniz bölgesinde yaklaşık 1000 000 baş sayısıyla dünyanın en büyük Jersey ve melezi popülasyonunu oluşturan ve ülkemiz et üretimine kalite ve miktar olarak katkısı çok az olan sığırların büyük bölümünün etçi sığır tohumuyla yada embriyosuyla tohumlanması, doğan yavruların erkek - dişi tamamının besiye alınması ile 30 000 ton ilave et üretimi, Doğu Anadolu Bölgesinde çok geç besiye başlanması nedeniyle hızlı büyüme dönemi kaçırıldığından bu sorunun giderilmesi ve karkas ağırlığının artırılması sonucunda üretimin 25 000 ton artırılması mümkündür. Türkiye genelinde söz konusu üretim artışları yanı sıra %5 lik döl verimi artışı da et üretimine 25 000 ton ilave katkı sağlayabilir. Böylece sığır eti üretimini 5 yıl içerisinde 200 000 ton artırılabilmesinin mümkün olduğu söylenebilir Sığır sayısı ulaştığı 15 milyon başa tekrar ulaştırılabildiği takdirde sığır eti üretimi 800 000 ton/yıl`ın üzerine çıkarılabilecektir. Türkiye nüfusu 100 milyona yaklaştığında sığır sayısının 20 milyon basa sığır eti üretiminin de 1 200 000 ton/yıl`a çıkarılması gündeme gelebilir. Koyun sayısının artırılması Mevcut koyun yetiştiricileri desteklenerek sürülerinde bulunan hayvan sayılarını artırmaları özendirilmelidir. Sosyoekonomik ve güvenlik nedeniyle şehirlere göç ederek üretimden kopmuş olan vatandaşlarımızın yeniden üretime dönebilmelerinin gerekli koşulları sağlanmalı ve hayvan yetiştiricisi olmaları özendirilmelidir. Akkaraman, Morkaraman, İvesi, Kıvırcık, Karayaka, Dağlıc, Sakız, Tuj, Merinos ve çok sayıdaki yerel ve melez tiplerin yetiştirici örgütlerinin oluşması için gerekli altyapı oluşturulmalı ve yetiştiricilerin örgütlenmesi özendirilmelidir. Gençlerin üretici olmaları cazip hale getirilerek gelecekte daha başarılı üretim yapmanın onu açılmalıdır. Koyunlarda döl veriminin artırılmasının pratikte iyi sonuç veren yollarından koyunların ve dişi tokluların koç katımı öncesi iyi beslenmeleri yani flushing , iki yılda üç kez kuzu alma, çoklu yumurtlama teknikleri giderek artan bir şekilde devreye sokulmalı ve bu uygulamalar yaygınlaştırılmalıdır. Dikkatli, kararlı ve özenli çalışıldığında koyun sayısının yıllık %5`in üzerinde artırılması kolayca gerçekleştirilebilir. Böylece 5 yılda koyun sayısı 6 milyon baş artırılarak et üretimi yıllık 30 000 ton artırılabilir. Marmara, Ege, İç Anadolu bölgeleriyle Karadeniz bölgesinin bir bölümünde yaygın şekilde erken kuzu kesimi yapılmaktadır. Bu şekilde 5 milyon baş kuzu erken kesilmektedir. Kuzu başına 8 kg. karkas elde edilmektedir. Oysa bu kuzular 3 ay daha beslenseler ve 5 aylıkken kesilseler 18 kg. karkas elde edilebilecektir. Bu yolla kuzu eti üretimi her yıl 50 000 ton kolayca artırılabilir. Üstelik kuzu eti kalitesi yükselirken, maliyet düşürülerek bu yapılabilmektedir. Bu konuda yol gösterici çok sayıda araştırma yapılmıştır. Koyunculuğun yaygın olarak yapıldığı Doğu Anadolu Bölgesinde ise erken kuzu kesiminin tam tersi bir uygulama yapılmaktadır. İki yıl üst üste meradan yararlanma esasına dayanan bir üretim sürdürülmektedir. Erken kuzu kesimi gibi geç kesim de üretim, kalite ve maliyet açısından sakıncalarla doludur. Doğu Anadolu bölgesinde de kuzuların 5-6 aylık olduklarında besileri tamamlanarak kesime gönderilmelilerdir. Bu yapılırsa milyonlarca kuzu kesilerek bir yıl önce et üretimine eklenecektir. Beş yılda kuzu besisi 5-6 aylıkken tamamlanır ve kuzular kesime gönderilebilirse sadece o 5 yıllık döneme özgü olarak 4 milyon baş kuzu daha et üretimine katkıda bulunacaktır. Böylece 70 000 ton kuzu eti ek olarak üretilecektir. Durum ne olursa olsun Türkiye erken kuzu kesimi ve geç kesim sorununu çözmek zorundadır. Bu uygulamaların üretici temelinde yaygınlaşmasının gerçekleşmesi, uygulamanın kalıcılığını sağlayacaktır. Beş yıl içerisinde kuzu eti üretimi 150 000 ton artırılabilir. Koyun sayısı tekrar 40 milyon başa çıkarılabilirse mevcut koyun-kuzu eti üretiminin 300 000 ton daha artırılması mümkün olacaktır. Böylece koyun eti üretimi 400 000 ton/yıla ulaşabilecektir. Türkiye’de kıl keçisi, Ankara keçisi, sütçü keçiler, Gürcü keçisi ve bunların melezlerinden oluşan önemli sayıda keçi yetiştirilmekteydi. Ormana zarar verdiği gerekçesiyle üreticinin sürekli kısıtlanması, sosyo-ekonomik ve güvenlik nedeniyle kırsal bölgelerden kentlere göç gibi nedenlerle yetiştirilen keçi sayısı 21 milyon baştan 5.5 milyon başa gerilemiştir. Oysa başka hiçbir şekilde değerlendirilmesi ekonomik ve sürdürülebilir olması mümkün olmayacak olan çalılık ve makiliklerden kıymetli keçi sütünü , keçi peynirini, ve keçi-oğlak etini organik üretime en yakın bir şekilde üretebildiğimiz keçilerin ormana zarar vermeden yönetilmeleri için, işe yarar yollar aranmalı ve bulunmalıydı. Bugün de bunu başarmak ve ülkemizi değerli keçi ürünlerinden mahrum bırakmamak zorundayız. Üstelik kırmızı et üretimine çok ciddi katkılarını geri kazanmalıyız. Keçi eti üretimimiz 100 000 ton/yıl iken 20 000 ton/yıl`a gerilemiştir. Keçi üretiminin tekrar cazip hale getirilmesi ile eski günlerine geri dönülemezse bile keçi sayısının hiç olmazsa 12-15 milyon basa et üretimine katkısının da 70-80 000 tona çıkarılması mümkün olabilecektir. Bunu 10 yılda gerçekleştirmek hayal olmaz. İlk beş yılda et üretimi 20 000 ton, ikinci 5 yılın sonunda 40 000 ton/yıl`dan biraz fazla artırılabilir. Sütçü ve etçi keçilerle melezlemeler yapılarak verimlerin artırılmasına çalışılmalı. Sütçü keçi yetiştiriciliği özendirilmelidir. Yerli keçilerin döl verimini iyileştirici önlemler ve körpe oğlak kesimi yerine gelişmiş oğlak kesiminin yaygınlaşması ile ayrıca üretimi artırma, kaliteyi yükseltme ve maliyeti azaltmaya gayret edilmelidir. Ankara keçisi Ankara’ya özgü muhteşem bir hayvandır. Dünyaya ülkemizden Ankara’dan yayılmıştır. Ancak Bu gen kaynağı yetiştiği topraklarda kendisi yok olma tehdidi ile karşı karşıyadır. Gerek sayı gerekse üretim olarak yok olma, akrabalaşıp dejenere olması gibi korkulara kapılmayacağımız sayıda yetiştirilmesi ve bunun sürdürülebilir olmasının garanti altına alınması sırf üretim açısından değil ayni zamanda tarihi ve kültürel açıdan da birinci derecede görevimizdir. Sayılarının ilk etapta 300 000 lere uzun vadede 600 000`lere çıkarılması projelendirilmelidir. Et üretimine bölgesinde katkı yapacağı gibi değerli postundan ve tiftiğinden de yararlanılacaktır. İleride yaygınlaşması beklenen hobi çiftliklerinin de vazgeçilmezlerinden olacaklardır. Manda sayısı artırılmalıdır: Mandalar 1 milyon başın üzerindeyken, 100 000 başın altına gerilemiştir. Müthiş güzel ve önemli bataklık alanlarımız tarım alanı oluşturma gerekçesiyle kurutulmuş sulak alanlarımızın çoğu yok edilmiştir. Bu çok önemli ve korunması gereken doğa parçaları kaybedilmiştir. Bu alanlarda yetişen kamış ve diğer bataklık otlarını doğası gereği kolayca değerlendirme yeteneğinde olan muhteşem hayvanlar olan mandalar da bu yıkımdan nasibini almış, sayıları büyük bir ivmeyle azalmıştır. Yapılan çalışmalarda yeterli sulak alan bulunan yerlerde mandaların kültür ırkı ve melezi sığırlarla dahi rekabet edebildiği görülmüştür. İnek sütünün 100 kg.`mından 3.5 kg tereyağı elde edilebilirken manda sütünden bunun iki kati olan 7.0 kg. tereyağı üretilebilmektedir. Manda kaymağı üretimi bundandır. Sayıları 1 milyon baş iken manda eti üretimi 30 000ton/ yıl kadardı. Şimdi bu miktar onda bire düşerek 3000 tona gerilemiştir. Manda yetiştiriciliği mutlaka daha iyiye götürülmelidir. Eski sayısal büyüklüğe ulaşılamaz ise de oldukça sayılarının ve ürünlerinin artırılması sulak alanların doğaya tekrar kazandırılmasına bağlıdır. Hayvan sayılarının ve et üretiminin artırılması konusunda hızla gerçekçi ve iyi planlanmış projelerin doğru ve kararlı uygulanması için yetiştirici, teknisyen, besici, veteriner, zooteknist, akademisyen, yerel yönetici, pazarlamacı, sanayici, ve siyasetçilerin ortak hamlesi şarttır MALİYETİN AZALTILMASI Türkiye’de hayvansal ürünlerin maliyeti oldukça yüksektir. Maliyetin yüksekliği büyük ölçüde girdi fiyatlarının yüksek olmasından kaynaklanmaktadır. Yatırıma başlarken yaptıracağı ahır yatırımının maliyeti, satın alacağı damızlık fiyatları mevcut piyasa koşullarında belirlenmektedir. Çiftçinin kullandığı elektriğin, yakıtın, satın aldığı karma kesif yem ve kaba yemin, ilaçların, tuz, mineral ve vitamin ile satın aldığı diğer tüm girdilerin fiyatlarını kendisinin belirleme olanağı yoktur. Yetiştiriciler tam olarak olmasa bile kısmen maliyeti düşürebilmek için kullanacakları kaba yemi kendileri üretmelidirler. Arpa, mısır vb. karma kesif yemin ana girdilerini de üretebilirlerse maliyeti biraz daha düşürebilirler. Kaliteyi yükseltebilmek için de yemlerini kendilerinin üretmesi genelde önerilmektedir. Maliyeti düşürmede ve verimleri artırmada, isletmenin başarılı olmasında aile işgücünün kullanılmasının kilit önem taşıdığı yapılan pek çok araştırma ile kanıtlanmıştır. Ahırlar yörenin özelliklerini dikkate alarak, bölgede mevcut görece ucuz ve sağlam malzeme ile inşa edilerek yatırım maliyeti makul düzeyde tutulabilir. Yonca, mısır, korunga, fiğ, yulaf, üçgül, çim, vb. gibi kaliteli kaba yemlerin üretiminin hayvan yetiştiriciliği ve besisi için yaşamsal önemi olduğu biline biline; tarımsal alanların %5`inin altında ekiliyor olması ne yazık ki sadece geri kalmış ülkelerdekiyle paralellik göstermektedir. Gelişmiş ülkelerde yem bitkileri üretimine ayrılan tarımsal alanlar %25`in üzerindedir. Pek çoğunda % 35`ler düzeyindedir. Bu konuda en az %500 gerideyiz. Bunu bilelim ve et, süt üretiminin en kilit noktasına çözüm için yoğunlaşalım. Aksi halde bol-düşük maliyetli ve kaliteli üretim hayal olur. Akdeniz ve Ege bölgesinin ılıman ovalarında kış aylarını değerlendirmek amacıyla milyonlarca hektar alana fiğ-tahıl karışımları, tek yıllık yonca çeşitleri, kırmızı üçgül gibi yem bitkileri ekilebilir ve on milyonlarca ton kaba yem elde edilebilir. Bu yemler kış boyunca taze sulu yeşil yem olarak biçilip hayvanlara verilebileceği gibi, parsellere ayrılıp otlatılabilir ayrıca baharda biçilerek silaj yapılabilir. Bu yemlerin baklagil olanları havanın serbest azotunu toprağa bağlayarak ekildikleri alanların azotça zenginleşmesine yardım ederler Havaların çok kurak olabileceği ender kışlar dışında sulama yapılmasına gerek duyulmaz. Böylesine inanılmaz bir olanağı nasıl kullanmadığımızı anlamak gerçekten zordur. Yazları kısa süren birkaç ilimiz dışında, Türkiye’nin çok büyük bir bölümünde sulama olanağı varsa buğday hasadından sonra mısır yetiştirilmesi, hasıl olarak, silaj yapılarak kitlesel kaba yem üretilmesi olanağı vardır. Başta Doğu Anadolu bölgesi olmak üzere doğal çayırlara ek olarak, geniş çapta yapay karışım çayırlar oluşturma, yonca, korunga, fiğ vb. yem bitkileri ekimi yoluyla ihtiyacın tamamını karşılayacak düzeyde kaliteli kaba yem üretilebilir. GAP projesinin kapsadığı alanlarda ana ürünlere zarar vermeden hatta münavebe nedeniyle yararlı olarak milyonlarca ton yem üretme olanağımız vardır. Son 60 yıl içerisinde hayvansal üretiminde önemi bilinen ve yüzölçümü 41 160 km2 olan HOLLANDANIN toplam yüzölçümünün beş katından fazla MERA alanımız (21 000 000 ha.=210 000 km2) sürülmüş, tarla yapılmış, erozyonun etkisi ile hırpalanmıştır. Tahıl üretimine yeterli katkıyı sağlayamayan bu devasa alandan hem yarar sağlamak hem de kaliteli kaba yem üretmek için fiğ, fiğ+tahıl, korunga, yöreye uygun diğer yem bitkileri tek yada karışım olarak düşünülemez mi? Bence bu konunun çözümü için kolları sıvama zamanı çoktan gelmiştir. Mevcut mera, çayır ve otlakların günümüz bilgi birikimiyle uyumlu verim artırma, kullanma ve koruma önlemleriyle sağlayacakları katkıyı önemli düzeyde artırma olanağına sahibiz. Başıboş ve hor kullanılan bu alanlara bizzat kullananların sahip çıkması için nelerin yapılabileceğini iyi düşünmeli ve bir an önce uygulanabilir çözümler üretmeliyiz. SONUÇ Hayvancılığın geliştirilmesi ve hayvansal ürünlerin artırılması, kalitenin iyileştirilmesi, maliyetin düşürülmesi için her zaman istek olmuş, çaba gösterilmiştir. Gelinen noktada normal sıradan çabaların yetmediği anlaşılmaktadır. Yem bitkileri üretimi %25`lere çıkarılamazsa, hayvan sayıları artırılamazsa, kalite yükseltilip maliyet düşürülemezse isler düzeltilemez. Gelenekselleşen erken kesim, geç kesim, erken ve aşırı otlatma, toprak ve iklim potansiyelini kullanmama, meradan tarlaya dönüştürülen alanların erozyona terk edilmiş hali artık sürdürülemez. Üreticilerin belirsizlik ve istikrarsızlığa dayanma güçleri kalmamıştır. Oyalanma dönemi bitti. Üreticiler yaptıkları isle gurur duymalı, geleceklerinden emin ve güvenli olmalıdırlar. Ancak böyle bir durumda gençler için hayvancılık çekici olabilir. Koklu çözümlerin cesurca uygulanmasına gereksinme olan bir evrede bulunmaktayız.. Hayvancılığın altyapısının yeniden oluşturulması kaçınılmazdır. Bunu özel sektör mü, yetiştirici örgütleri mi yoksa devlet mi yapacak bunun belirlenmesi ayrıntıdır. Temel olan ise, altyapının ise yarar bir şekilde yeniden inşa edilmesidir. Hangi bölgede altyapıyı kimin yapması hangisi mümkün ekonomik ve sürdürülebilir ise o seçilir. İdeali ise yetiştirici ve üreticilerin ileride kendi altyapılarına büyük ölçüde kendi örgütlerinin sahip olmasıdır. Gerçekten başarmak istersek, makul bir süre içerisinde sorunlarımızı büyük ölçüde çözmeye muktedir olduğumuzu kanıtlayabiliriz. Prof. Dr. Mustafa İLASLAN |
|
|
11.10.2010 07:59:47 |
|
|
|