|
Çiğ Süt Fiyatları Yükselmemiştir. Olması Gereken Seviyeye Gelmiştir.
Çiğ süt fiyatlarının olması gereken seviyelere gelmesi üzerinden 10 gün geçmedi ki, hammaddesi süt olan mamül üreticileri ve perakende aktörleri, nostaljik şikayet kasedini çalmaya başladılar. Biz bu şarkıyı ezberledik ve açıkçası bıktık.
Sütü tüketen, Sütten ürün üreten, paketleyen, taşıyan, alan, satan herkes ve tüm kamu, basın, üretici örgütleri bilmelidir ki SÜT FİYATI DÜŞEMEZ.
ÇÜNKÜ;
Süt fiyatları yıllarca sanayicinin ve sermayenin günü kurtarmalık haksız inisiyatifi ile oluşmuştur. Devlet ise sadece seyretmiştir. Bu oluşan fiyatlar, üretici için her zaman külliyen zarar olmuştur. Üretici hiçbir zaman emek ücretini, genel giderini ve tesis geliştirme marjını kazanamamıştır. Bakılan inek, verdiği süt ile kendine bile zor bakmıştır. İşte bu yüzden her 3-5 senede bir illallah diyen üretici ineklerini kasaba vererek, borçlarını ödeme yoluna gitmiştir. Bu kıyım zamanlarında şiddetle azalan süt arzı, sanayicinin talebi karşısında yetersiz kalınca süt fiyatları olması gereken seviyeye gelmiştir. Dolayısıyla diyebiliriz ki şuan ülkemizin önde gelen süt sanayicileri ile yerel mandıralar, yıllarca üreticinin hesaba katılmayan emekleri ve genel giderleri ile şuan ki gurur duyulacak hallerine gelmişlerdir. Fabrikalarınızın temelinde üreticinin karşılıksız kalan alın teri saklıdır.
Türkiye Cumhuriyeti tarihinde, Atatürk'ün o meşhur efendi sözünün üstüne tek taş koyulmamış, hiçbir zaman dikkate alınmamış, horlanmış, fakirleştirilmiş, emekleri çalınmış, dürüstlüğünden ve çalışma azminden sürekli fırsatçılık ile yararlanılmış kesim çiftçidir.
Şuan tüm sorunlar, emeğinin hakkını alamamış üreticinin kendini ne sosyal nede teknolojik olarak geliştirememiş olmasından kaynaklanmaktadır.
Evet, işletme büyüklükleri karlı değildir. 3-5 hayvan ile sektörün %80'i üretim yapmaktadır. Evet, yem maliyetleri hala yüksektir. Üretici yem fabrikalarına çalışmaktadır. Kaba yem üretimi kısıtlıdır çünkü araziler miras yolu ile yada borç batağı ile küçülmüştür. Kaba yemi verimli üretmek için, teknolojik altyapı yoktur, üretimde elektrik yerine hala mazot yoğun olarak kullanılmaktadır. Modern sulama teknikleri yaygın değildir. Ve işte bu yüzden yem maliyetleri halen çok yüksektir.
Üreticiye bilgi akışı yoktur. Ne devlet kurumları ne de üretici örgütleri verimli olarak üreticiye yol göstermiyor. Sürdürebilir bir politika halen yok. Köylere bilgisayar gönderiyorlar, köy kahvesinde küfleniyor. Bunu kim kullanacak, dvd den kim videoları gösterecek bilen yok.
Evet süt halen ev arkasında altında bulunan ahırlarda üretiliyor. Hayvan konforu yok, koruyucu bakım uygulanamadığı gibi hastalıklar sürekli, buzağı kayıpları yüksek, işçilik yoğun, süt sağımı ve depolaması sağlıksız, süt verimi düşük. Üretimi köy dışına taşıyıp, toplu bakım ve sağım tesisleri kurulmalıdır. Bu konuda çalışmalar yapılıyor ancak süreç aktif kooperatifler ile sınırlı. Bunu genel bir proje ile tüm üretici kooperatiflerine, birliklerine kolay uygulanabilir ve yatırım maliyeti bürokrasiye maruz kalmadan aktarılarak, esnek geri ödeme planları ile desteklenmelidir. Kurulacak tesisin işletilmesinden, atıkların değerlendirilmesine kadar tüm süreç üreticiler tarafından kabul edilebilir olmalı ve gizli işsizliğe meydan vermemelidir.
Üreticinin istediği, hayatını adadığı bu yaşam biçiminde, geçimini insani ölçülerde devam ettirebilmek, işletmesini geliştirebilmek, kendine sosyal zaman yaratabilmek, çocuklarının eğitimini güvenle sürdürebilmektir. Şuan lise-üniversite bitirip garantili meslek sahibi olamamış çocukların kaderi çiftçilik yapmaktır. Aileler çocuklarına "aman ne yaparsan yap çiftçilik yapma, köyde kalma" demektedir. Çünkü Türkiye'de çiftçiliğe,süt üreticiliğine hayatını adarsın ama ağzında ki dişleri yaptıracak parayı kenara koyamazsın.
Üretici istikrarlı bir şekilde para kazanabilirse, çocuklarda artık kendini köy dışına atmayı düşünmeyecek, bu işin okulunu okuyacak ve işini ailesinden daha bilinçli yapacaktır. Bu süreç kaçınılmazdır ancak planlı yapılması hızlandırıcı bir etki yaratacaktır.
Üreticinin gerçekçi yem maliyetlerini, işletme giderlerini, işçilik giderlerini ve işletmesini geliştirmek, hayatını insanca idame ettirmek için gerekli olan kar marjını hesaba katmadan; süt fiyatının düşürülmesini hiç kimse talep edemez.
Süt fiyatı üzerinde, üretici birlikleri üzerinde lobi yapanlar eğer çok iyi niyetli ise, eğer tüketicileri çok düşünüyorlarsa, sektörde üretici hariç diğer aktörleri masaya getirmelidir.
Süt sanayicileri, üretim teknolojilerinden, ambalaj, taşıma, dağıtım maliyetlerini gözden geçirmelidir. Hem süt fiyatlarından şikayet edip, hem de 80 çeşit ürün yapıyorsunuz. Janjanlı ambalajlar pek güzel, tv, gazete, dış mekan reklamları pek güzel, yeni yeni fabrikalar pek güzel, hiper marketlere verilen çuvalla raf paraları pek güzel, ihracat yapmaktan övünüyorsunuz pek güzel. Ee peki sorun nedir? Ortada pek bir sorun yokmuş gibi görünüyor. Yoksa üreticinin cebine girecek para mı endişe sebebidir.
Sürekli vur abalıya mantığı ile üreticiyi sorumlu gösteremezsiniz. Önce gidin, sütü stratejik bir ürün olarak devlete kabul ettirin. Süt ürünleri vergileri azaltılsın. Hiper market yasasını çıkartılsın. Süt tüketimini arttırmak için toplumsal çalışmalar yapılsın. İhracat arttırılsın. Az maliyet çok verim için gerekli şartlar oluşturulsun ve üretici modern üretime başlasın. Desteklemeler zamanında ödensin. Sektör için mazot fiyatı, İDO' da, İETT' de olduğu gibi 1 TL olsun. Yapılacak birçok çalışma masada beklerken, işin en kolayına en vicdansızına kaçıp, üretici fiyatları düşürülsün demek, bindiğin dalı kesmek demektir. Umutsuz, çıkmazda kalan üreticinin 300 bin hayvanı kesmesi ile süt bulmakta zorlanan sanayici, üretici ile uğraşmayı bıraksın, şapkayı önüne koysun ve hükümet nezdinde lobi yapsın. Bu konuya üretici birlikleri de destek verecektir.
2010 yılına trajik rakamları geride bırakarak girdik. 300 bin süt hayvanı kesildi. Süt üretimi 3 milyon ton azaldı. Ki bunun önümüzde ki 5 yıl için etkisi 45-50 milyon ton olmaktadır. Çünkü bir süt hayvanı 5 yılda en az 10 kat çoğalmak ta ve süt üretimi de bu derecede artmaktadır. Milli kaybımızı sadece kesilen süt hayvanlarının maddi değeri ve 1 yıllık süt verimi ile hesaplamak saçmadır. Siz bu kaybı 5 ile çarpacaksınız. 5 Yıllık projeksiyonda milli kaybımız, en az 10 Milyar Dolardır. Bunun sorumlusu kimdir? var mı üstlenecek babayiğit. Ki bu kayıp sadece son 5 yılın yanlış politikaları ile oluşmuştur. Bundan önce ki 10 yılların hesabını yapmadık bile. Bu kayıp üreticinin nasıl sömürüldüğünün çok açık göstergesidir.
Hala traktörler için hurda indirim gibi sırf sanayi sektörünün işine yarayacak mesnetsiz politikalar ve lobiler yapılmakta, adına da "çiftçi eski traktörden kurtulsun" denmektedir. Arkadaş üretici para kazandığında, hurda indirimine gerek kalmaz zaten. Keza bu son 5 yılda ki milli kayıp dışında, üreticinin ne kadar borçlandığını da hesaplamak lazımdır. Bankalar son yıllarda acz kalan üreticiyi keşfetmiş, krediler, kredi kartları ile üreticileri borç batağına daha fazla çekmişlerdir. Bankacılık sektörü kar üstüne kar açıklamakta iken, süt sektörü ise daha cumhuriyet tarihinde kar yüzü görememiştir. Adil gelir dağılımı bu olmasa gerek.
En kısa hali ile üreticinin durumu bu iken, hangi vicdan sahibi; daha süt fiyatları son 5 yılda ilk defa kar edilebilir seviyelere gelmişken, "süt fiyatları düşürülsün" diyebilir.
Önümüzde ki 5 yılda süt üretimi ancak kıyım öncesi seviyelere yaklaşabilir. 5 yıl için süt fiyatlarının düşmesi bu şartlar altında mümkün değildir. 5 yıl boyunca üretilecek her gram sütü sanayici koşarak almak zorundadır. Kimse ali cengiz oyunu oynamasın.
Üretici birlikleri ihale dönemleri öncesin de, maliyet araştırması yapmalı, yem, elektrik, mazot,işçilik gibi girdilere gelebilecek zamları direk olarak süt fiyatına yansıtmalıdır. Hatta sigara zammı bile süt fiyatına zam sebebidir. Çünkü yıllarca kederden sigara bağımlısı olmuş üretici için bu haktır. İhalelerde sergilenen "ihaleye girmeyiz","sütü almayız"gibi blöflere pirim verilmemelidir. Yıllarca bu şekilde korkutulan üretici artık bu blöfü görmeyecektir. Artık yaraları sarma zamanıdır.
Üreticiler birikmiş borçlarını ödemeden, kesime gönderdiği hayvanlarını yerine koymadan, yine bu hayvanların 5 yıl içinde üretime katılacak buzağılarını ve bu düvelerin buzağılarını ve hepsinin süt değerini yerine koymadan, bankalara ödenecek kredi ve kredi kartı faizlerini geri almadan, gece gündüz, karı koca, çoluk çocuk demeden çalışıp karşılığını alamadığı emek ücretini telafi etmeden sektörde ki tansiyon düşmeyecektir. Üretici birliklerinin görevi bu faturayı tahsil etmektir.
Aksi halde sektör daha da çıkmaza girer, sosyal riski azaltma projeleri adı altında dağıtılan 3-5 hayvan ile de bu durum düzeltilemez. Projenin adına bak hizaya gel, "sosyal riski azaltma projesi". Üreticinin sömürülmesi ile sosyal riskin arttığını kabul ediyorsunuz sonra 3-5 hayvan dağıtıp bu riski azaltmaya çalışıyorsunuz. Böyle kulak tutmayı nereden öğrendiniz acaba? 10 Ocak 2009.
Ulaş Özkul
Bağımsız Süt Platformu
"hayatın tadı kola değil süttür"
|