Çevremizde, köylerimizde yayık çalkalayıp tereyağ yapanları en son ne zaman görmüştük?
Köylerimizde hiç olmazsa bir iki inek olur, sabah akşam sütü sağılır, o süt kaynatılarak kullanılırdı.
Şimdi süt te, yoğurt ta AVM’den…
Kendi gereksinimini karşılamak için bile olsa “üreten toplum”, küreselleşmenin başlangıcı ile seksenli yıllarda unutturuldu, bir anda bitiriliverdi…
Süt tozu ve baş harfleri, İngilizcede “ultra yüksek ısı” anlamına gelen UHT’li sütler yaşamımıza girdi.
Gerekli miydi?
Sütün dayanıklılık kazanması, daha geniş insan kitlelerine ulaşması bu yolla sağlandı ama sütmetalaştı. Süt, üreticilerinin elinden alınarak işlenip yine üreticilerine birkaç kat fiyatla satılır oldu. Şimdiki nesil süt tozu ile, pastörize süt ile büyüdü…
Ülkemizin 60’lı yıllarında yılda iki bine ulaşan çocuk felçi olaylarıyla, gerisinde çok uluslu büyük gıda firmalarının bulunduğu UNİCEF’ce gönderilen süt tozunun tüketilmesinin aynı yıllarda olması rastlantı mıydı?
1960’lı yılların “kuru sütü”nden, bu güne Çin’deki melamin karıştırılmış süt tozuna kadar kim bilir neler yaşandı dünyada.
Raf ömrü dört ay olan stok süt tozu dağlarının tükettirilmesi için uğraş veren çok uluslu kapitalistin acımasız olmak zorunda olduğu hiç unutulmamalı. Onlar dolum tesislerinde ithal süttozundan sütü kutulara doldurmaya, yoğurt, ayran yapmaya devam edecekler.
Çiğ sütü piyasadan daha da ucuza almak için fiyatları düşürecekler.
Süt üreticisi elleri kolları bağlı fiyatların düşmemesini beklerken, iktidar da onlara uygun ortamı, desteği sağlayacak; süt tozu üretimi için teşvik verecek.
2 Mart 2010 tarihli 27509 sayılı resmi gazete’de yayınlanan 2010/158 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı’nın 2. maddesinin 17. fıkrası şöyle: “Çiğ sütün değerlendirilmesi amacıyla; Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nın belirleyeceği dönemlerde Bakanlıkça belirlenecek uygulama ve ödemeye ilişkin usul ve esaslar çerçevesinde ilgililere ödeme yapılır.”
Kenan Gören